Mobil
Anne-çocuk

“Anne-Bebek Bağlantısı, Bireyin Beslenme Alışkanlıklarını Şekillendiriyor”

7 Nisan 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
Uzm. Dr. Emin Çağlar, yeme bozukluklarının kökeninde bebeklikte anneyle oluşturulan ilişkinin etkili olduğunu vurgulamaktadır.

Beslenmenin Önemi Üzerine

Beslenmenin kapsamlı bir kavram olduğunu belirten Çamlıca Medipol Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları bölümünden Uzm. Dr. Emin Çağlar, “Beslenme yalnızca yemek ve içmekten ibaret değildir; aynı zamanda bebeklik döneminde emme eylemi gibi bireyin zihinsel, duygusal ve davranışsal yönlerini de etkileyen bir süreçtir. Bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde birçok beslenme ve yeme bozukluğu gözlemlenmektedir. Beslenme alışkanlıklarımızın ve iştah durumumuzun, beyindeki nörotransmitterler aracılığıyla düzenlendiğini biyolojik olarak biliyoruz. Psikolojik açıdan, yaşamın ilk yıllarında anne veya bakım veren kişi ile bebek arasındaki ilişkinin, bireyin beslenme alışkanlığını şekillendirdiği ve duygusal olarak önemli katkılar sağladığı bilinmektedir” şeklinde ifade etti.

İlk Yaş Döneminin Önemi

Psikiyatride “oral dönem” olarak adlandırılan ilk 1 yılın, bebek için kritik bir beslenme süreci olduğunu vurgulayan Dr. Çağlar, “Bu dönemde anne-bebek ilişkisi oldukça önemlidir; eğer bebeğin beslenmesi sağlıklı bir şekilde gerçekleşmezse ilerleyen dönemlerde beslenme ve yeme bozuklukları riski artar. Aile içindeki problemler, annenin kaygı durumu veya depresyonu, bebeğin sağlık sorunları ve çok sayıda çocuk sahibi olmanın getirdiği tükenmişlik gibi faktörler, çocukta yeme bozukluklarına yol açabilir. İlk beslenme dönemi, doğum sonrası emzirme ya da biberonla besleme ile başlar. Burada önemli olan yalnızca süt değil; aynı zamanda sevgi, şefkat ve güvenin aktarımıdır. Bu aktarım, emzirme yoluyla veya biberonla beslenirken kucaklama ile sağlanabilir. Çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel açıdan sağlıklı bir şekilde beslenmesini sağlamak isterseniz, onu en iyi şekilde beslemek arzusu içinde olmalısınız. Toplumda ‘Anne saçını süpürge eder’ gibi yaygın bir düşünce, annelerin duygularını genellikle ikinci planda bırakmaktadır. Unutulmaması gereken, annenin duygularının yanı sıra bebeğin de bu zorlayıcı emzirme sürecinden nasıl etkilendiğidir” diye ekledi.

Dikkat edilmesi gereken önemli not: Anne-bebek ilişkisi beslenme süreci üzerinde büyük bir etkiye sahiptir.

Sevgi ve Şefkatin Rolü

Dr. Çağlar, “Bazı anneler için emzirmek keyifli bir deneyimken, diğerleri için bu süreç sıkıcı veya zorlayıcı olabilir. Bu durum bir hata ya da eksiklik değildir. Zorla ya da isteksizce emzirmek yerine, sıcak bir kucaklama ile biberonla beslemek daha değerlidir. Önemli olan, bu tensel temasın içinde sevgi, şefkat ve güvenin aktarımını sağlamaktır. Besin ile şefkat bir arada olduğunda, çocuğunuz her açıdan doyurulmuş hissedecektir. İlk aylarda emme, hem fiziksel hem de duygusal olarak besleyicidir; ağız bölgesi o dönemde vücudun haz kaynağıdır. Hatta emzik bile bu doyumu sağlayabilir. Kaygılı bir anınızda, örneğin çikolata yediğinizi düşündüğünüzde, aslında bebeklerin dünyasında da benzer bir durum söz konusudur” şeklinde ifade etti.

Mekanik Eylemin Ötesi

Meme emmenin bebeğin kaygısını azalttığını, sakinleştirdiğini ve keyif verdiğini belirten Dr. Çağlar, “Bu eylemi sadece mekanik bir işlem olarak değil, anne-bebek arasındaki etkileşim açısından değerlendirmeliyiz. Emzirme imkânı, bebeği güvenli ve kapsanmış hissettirir. Ancak eğer emzirme yalnızca mekanik bir işlem olarak kalıyorsa ve anne-bebek arasında bir etkileşim yoksa, duyguların yalnızca yeme davranışıyla kontrol edilmesi söz konusu olabilir. Bebek kaygılı olduğunda, anne ile göz göze geldiğinde, onun gözünde kendisinin ne kadar değerli olduğunu hissetmek ister. Bu şekilde sakinleşir ve duygularını kontrol etmeyi öğrenir. Eğer anne dikkatini çocuğuna veremiyorsa veya depresyon yaşıyorsa, bebeğinin duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmiş olur. Bu durum da ilerleyen dönemlerde yeme bozuklukları riskini artırabilir. Erken çocukluk döneminde en yaygın görülen yeme sorunları arasında iştahsızlık, yemek seçme ve büyüme dönemlerinde huzursuzluk yer almaktadır. İlk yaşta uygun beslenme sağlandığında, sonraki dönemde bu sorunlarla karşılaşma olasılığı düşmektedir” dedi.

Bebeğin gelişiminde ilk 1 yıl kritik bir dönemdir ve bu süreçte beslenme alışkanlıkları büyük bir rol oynar.

Bebeklerde Büyüme Atakları

İlk 1 yıl, bebeğin en hızlı büyüme gösterdiği dönemlerden biri olduğunu belirten Dr. Çağlar, “Büyümenin yoğun olduğu ve beslenme ihtiyacının arttığı bu atak dönemleri, her bebekte farklı zamanlarda ortaya çıkar. Ancak 1 yaşına kadar bu ataklar genellikle 10. günde, 2-3. haftalarda, 3. ayda, 4. ayda, 6. ayda ve 9. ayda ortalama 2-3 gün sürmektedir. Bu bilgilerin ortalama değerler olduğunu unutmadan, kendi çocuğunuzu gözlemlemeniz önemlidir. Bu dönemlerde çocuk huzursuz ve zorlayıcı olabilir. Büyüme süreci hızlandıkça, besin ihtiyacı artar ve bu nedenle beslenme sıklığını artırmak faydalı olabilir” şeklinde ifade etti.

Hekime Başvurma Zamanı

Dr. Çağlar, “İştahsızlık olarak tanımladığımız ya da yemeği reddeden çocuklarda, yemekle ilgili konuların kontrolünü artırdığımızda daha istekli yemek yedikleri gözlemlenmektedir. Ancak eğer iştahsızlık ya da yiyecekleri reddetme durumu devam ederse ve bazı yiyecekler kusma, cilt reaksiyonları gibi olumsuz sonuçlar doğurursa, durumu fizyolojik nedenlerle değerlendirmek amacıyla bir çocuk doktoruna başvurulmalıdır. Uygun sağlık müdahalesinin ardından, durumu bebeğin ruhsal durumu açısından incelemek, sorunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Bebeklerde yiyeceklere verilen tepkilerin bedensel ve ruhsal açıdan iç içe olduğunu unutmamak gerekmektedir. Bu tepkilerin bebeğin ruhsal dünyasında ne kadar önemli olduğunu düşünmek ve gerektiğinde çocuk psikiyatristine başvurmak uygun olacaktır” şeklinde sözlerini tamamladı.