Mersin Kent Konseyi Kültür Sanat Komitesi'nin Başkanı ve 30 yıllık fotoğraf sanatçısı Monika Kuki, fotoğrafın sadece estetik bir sanat dalı olmadığını, aynı zamanda toplumun hafızasını koruyan güçlü bir belge niteliği taşıdığını vurguluyor. Kadın, şehir ve emek temalarını ele alan Kuki, Mersin’in kültürel ve sanatsal alanda büyük bir potansiyele sahip olduğunu fakat bu potansiyelin kalıcı politikalar ve ortak bir vizyon ile desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. Fotoğrafın görünmeyeni ortaya çıkaran bir araç olduğunu belirten Kuki, kentin kültürel hafızasının kayıt altına alınmasının Mersin’in geleceği açısından kritik bir adım olduğunu dile getiriyor.
Fotoğraf benim için öncelikle bir ifade biçimi, ardından bir meslek haline geldi. İnsanlarla, şehirle ve hafızayla kurduğum bağ, beni bu alana yönlendirdi. Fotoğrafla tanışmam, gözlemlediğim fakat çoğu zaman fark edilmeyen ayrıntıları kaydetme isteğiyle başladı. Zamanla bunun sadece estetik bir üretim değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal tanıklık aracı olduğunu fark ettim. Bu farkındalık benim için önemli bir dönüm noktasıydı.
Fotoğraflarımda kadın, şehir ve emek temaları doğal bir şekilde yer alıyor. Kadınlar çoğu zaman şehrin görünmeyen yükünü taşırken, emek hayatın en sessiz ama en güçlü alanı olarak öne çıkıyor. Şehir ise sadece bir mekân değil, aynı zamanda hafıza ve dönüşüm alanı. Bu temalar, benim yaşadığım coğrafyanın sunduğu gerçekliğin bir yansıması olarak fotoğraflarıma yansıyor.
Mersin’i tek bir fotoğraf karesine sığdırmak zor, ancak benim için o kare; denizle buluşan, geçmişi ve bugünü bir arada taşıyan bir an olurdu. Işık, insan ve zamanın izleri aynı kadrajda bir araya gelirdi. Çünkü Mersin, çok katmanlı bir şehir.
Toplumsal hafıza yazıyla değil, görüntüyle kalıcı hale gelir. Bu nedenle fotoğraf yalnızca bir belge değil, aynı zamanda bir vicdan kaydıdır.
Kadınların sadece üretici olarak değil, karar alma süreçlerinde de yer alması gerekiyor. Desteklerin sembolik değil, sürdürülebilir olması şart. Dayanışma alanlarının güçlendirilmesi önemli. Görünürlük bir sonuçtur; esas mesele eşit erişim ve sürekliliktir.
Mersin’in kültür-sanat potansiyelini değerlendirirken, çok güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ancak bu potansiyelin dağınık bir yapıda olduğunu görüyorum. Üretim mevcut ama süreklilik ve ortak bir vizyon eksikliği var. Asıl ihtiyaç, bu üretimi bir araya getirecek, yönlendirecek ve kalıcı hale getirecek yapılar oluşturmaktır.
Kent Konseyi Kültür Sanat Komitesi’nde öncelikli hedeflerim arasında sanatçılarla kurumlar arasında köprü kurmak, kenti kapsayan üretim alanları oluşturmak ve kültür-sanat faaliyetlerini belirli mekânların dışına taşımak yer alıyor. En önemlisi ise sürdürülebilir bir kültür politikası geliştirmektir.