Mobil
Yaşam

Hayatımız Asla Müzakere Edilemez Bir Değerdir

10 Mart 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
Şubat ayında 23 kadın hayatını kaybetti, 29 kadın ölümü şüpheli olarak değerlendirildi; yalnızca son bir haftada ise 6 kadın cinayete kurban gitti.

İzmir Barosu'ndan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Açıklaması

İzmir Barosu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle baro binası önünde bir basın toplantısı düzenledi. İzmir Barosu Genel Sekreteri Av. Zöhre Dalkıran, bu yıl “eşitlik mücadelesinde haklarımız var, vazgeçmiyoruz” temasıyla hareket ettiklerini ve bu bağlamda bir panel gerçekleştirdiklerini ifade etti. Ayrıca, bir yıl önce yayımlanan İzmir Barosu Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddete Karşı Politika Belgesi çerçevesindeki gelişmeleri aktardı.

Önemli bilgi: İzmir Barosu, kadın hakları konusundaki kararlılığını pekiştiriyor.

Basın metnini, İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Av. Mürvet Elif Denizli okudu. Açıklamada, kadınların yaşam hakkına yönelik tehditlere vurgu yapılarak, kadın cinayetleri ve cezasızlık politikalarına karşı güçlü bir mücadele çağrısı yapıldı. 8 Mart’ın, bir kutlama günü olmanın ötesinde, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin sembolü olduğu vurgulandı.

Tarihsel Arka Plan ve Kadın Cinayetleri

8 Mart’ın tarihçesine değinilen açıklamada, 1857 yılında ABD’de daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve çıkan dokuma işçisi kadınların hayatını kaybettiği yangının, bu günün oluşmasında önemli bir dönüm noktası olduğu hatırlatıldı.

Dikkat: Türkiye’de kadınların en temel sorunu yaşam hakkıdır.

Açıklamada, Türkiye’de kadınların evlerinde, işyerlerinde veya kendi yaşamlarına dair kararlar aldıkları için öldürüldükleri ifade edildi. “Sadece şubat ayında 23 kadın öldürüldü, 29 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Son bir hafta içerisinde ise 6 kadın katledildi. Tanık olduğumuz bu durum münferit suçlardan kaynaklanmamaktadır; bu durum sistematik bir erkek şiddeti ve derinleşen bir cins kırımının göstergesidir.” denildi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Şiddet

Kadın ve LGBTİ+ cinayetlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan yapısal bir sorun olduğu belirtilen açıklamada, erkek egemen zihniyetin kamu alanında, hukukta ve siyasette yeterince karşılık bulmamasının şiddeti daha görünür hale getirdiği ifade edildi. Ceza politikalarında caydırıcılığın zayıflaması, iyi hâl ve haksız tahrik indirimlerinin alışkanlık haline gelmesi, koruma mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmemesi, kadınların ve LGBTİ+’ların yaşam hakkını tehdit etmektedir.

Ayrıca, kadınların şiddetten korunmasına yönelik en önemli uluslararası belgelerden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nin önemine vurgu yapıldı. Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesinin, toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı önemli bir uluslararası güvenceden vazgeçmek anlamına geldiği ve bu kararın eşitlik mücadelesi açısından ciddi bir gerileme olduğu dile getirildi.

İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi gerektiği vurgulandı.

Kadınların adalete erişiminin güçlendirilmesi gerektiği de belirtildi. 6284 sayılı Kanun’un etkin bir şekilde uygulanmasının; koruma kararlarının zamanında verilmesi ve denetlenmesinin yaşamsal önemde olduğu ifade edildi.

Açıklama, “Yaşam haklarımız pazarlık konusu olamaz. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi geri döndürülemez! Toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadelede uluslararası standartlardan vazgeçmemeli, İstanbul Sözleşmesi tekrar yürürlüğe girmeli, 6284 sayılı Kanun etkin bir şekilde uygulanmalı ve kadınların adalete erişimi güçlendirilmelidir. Normatif erkek egemen zihniyete karşı yaşam hakkını savunmaya, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele etmeye devam edeceğiz.” sözleriyle sona erdi.

Açıklamanın ardından katılımcılar, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ve “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır, Vazgeçmiyoruz” sloganlarıyla Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yürüyüş yaptı.