Prada'nın yaratıcı liderleri Miuccia Prada ve Raf Simons, Milano Erkek Moda Haftası kapsamında gerçekleştirdikleri defile sonrasında, mevcut durumu “rahatsız edici ve belirsiz” bir dönem olarak nitelendirdi. İkili, günümüz dünyasını yansıtan bir moda dili oluşturmanın artık oldukça zor olduğunu vurguladı.
Bu nedenle Prada'nın podyumunda sergilenen koleksiyon, kasten tam olarak oturmayan ve zaman zaman rahatsız edici olan kombinlerden oluşuyordu. Bir trençkotun üzerinde yer alan yağmurluk başlığı, kazaktan sarkan gömlek manşetleri veya kasıtlı olarak “dağınık” bırakılmış detaylar, kusursuzluk iddiasındaki klasik erkek giyimine açık bir eleştiri olarak algılandı.
Raf Simons, bu tasarım dilinin aynı zamanda bir politik tercih olduğunu belirtti. “Amerikan tarzı kurumsal erkeklik” olarak tanımladığı güç, kontrol ve hiyerarşi temelli erkek figürünü bilinçli bir şekilde reddettiklerini ifade etti. Bunun yerine daha genç, hassas ve belirsiz bir erkeklik anlayışını öne çıkardılar.
Simons, “Bir tasarımcı olarak dünyaya sırtınızı dönemezsiniz” diyerek, modanın sadece estetik değil, aynı zamanda etik ve toplumsal bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladı. Miuccia Prada ise koleksiyonun temelini şu şekilde özetledi:
“Bu bir yanıt verme durumu değil. Daha çok soru sorma durumu.”
Haftanın en çok tartışılan defilesi ise Dolce & Gabbana'dan geldi. “The Portrait of Man” (Erkeğin Portresi) adıyla gerçekleştirilen defilede sahneye çıkan modellerin neredeyse tamamının beyaz olması, sosyal medyada büyük bir tepkiyle karşılandı.
Moda yazarları ve içerik üreticileri, defileyi ironik bir şekilde “50 ton beyaz” olarak tanımlarken, eleştirilerin merkezinde şu soru öne çıktı: Çeşitlilikten bu kadar bahsedilen bir dönemde, ‘erkeğin portresi’ gerçekten bu kadar tek tip olabilir mi?
Dolce & Gabbana'nın geçmişte de ırk ve kültürel hassasiyetler konusunda benzer tartışmaların merkezinde olduğu hatırlatıldı.
Öte yandan, Prada da eleştirilerden tamamen muaf değil. Marka, geçen yılki erkek defilesinde Hindistan'a ait Kolhapuri sandaletlerinden esinlenilen ayakkabılar nedeniyle “kültürel sahiplenme” suçlamalarıyla karşılaşmıştı. Tepkiler sonrasında ilham kaynağını kabul eden Prada yönetimi, zanaatkârlarla iş birliği olasılığından bahsetmişti; ancak bu yönde henüz somut bir gelişme yaşanmadı.
Milano'daki defileler bir kez daha gösterdi ki moda, artık yalnızca “Ne giyiyoruz?” sorusuna değil, “Kimi görünür kılıyoruz, kimi dışarıda bırakıyoruz ve hangi güç dinamiklerini yeniden üretiyoruz?” sorularına da yanıt vermek zorunda. Bu sezon, cevaplardan ziyade sorular podyumda ön plandaydı.