Makyajın kökenleri sadece estetik kaygılarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda sağlık ve koruma arayışına da dayanıyor olabilir. Antik Mısır uygarlığının göz makyajı uygulamaları bu durumu destekler niteliktedir. Göz çevresine sürülen koyu renkli maddelerin hem tıbbi hem de mistik amaçlarla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu uygulama yalnızca kadınlara değil, toplumun tüm bireylerine hitap ediyordu.
Antik Mısır denilince akla gelen unsurlar arasında piramitler, hiyeroglifler ve tanrılar kadar belirgin olan bir diğer unsur da göz makyajlarıdır. Ancak bu belirgin çizgiler sadece estetik bir amaç taşımıyordu. O dönemde hem kadınlar hem de erkekler göz çevresine sürme ve boya uygulayarak, bu uygulamanın fiziksel ve ruhsal koruma sağladığına inanıyorlardı.
Güzellik kavramı Antik Mısır'da yalnızca bir cinsiyetle sınırlı değildi. Hem kadınlar hem de erkekler göz makyajı yaparak bu geleneği günlük yaşamlarının bir parçası haline getiriyorlardı. Firavunlardan köylülere kadar herkes gözlerini vurgulamakla kalmaz, bu uygulamayı bir ritüel olarak benimserdi. Bu durum, makyajın yalnızca bir görünüm değil, aynı zamanda sosyal statü ve kültürel kimlik göstergesi olduğunu ortaya koyuyor.
Mısırlıların göz çevresine uyguladıkları koyu renkli boyaların en dikkat çekici yönlerinden biri, sağladıkları fiziksel yararlardır. Bu boyalar genellikle kurşun içeren doğal minerallerden elde edilirdi. Modern bilimsel araştırmalar, bu maddelerin düşük dozlarda antibakteriyel etki gösterebileceğini ve göz enfeksiyonlarına karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Ayrıca, güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı bir tür doğal güneş kremi görevi gördüğü düşünülmektedir.
Göz makyajı, Antik Mısırlılar için yalnızca bedensel koruma değil, aynı zamanda ruhsal korumanın da bir sembolüydü. Özellikle göz çevresine çekilen çizgilerin, “kötü bakışlardan” koruduğuna inanılırdı. Tanrı Horus’un gözüyle ilişkilendirilen bu çizgiler, bireyleri sadece hastalıklardan değil, aynı zamanda kötü ruhlardan da koruyan bir tılsım olarak görülüyordu.