Asi ve çılgın Vivienne Westwood
Dönemine meydan okuyan kumaşları kesip biçen ve kendi bakış açısıyla yeniden yorumlayan bir öncü... Britanya'nın en özgün, coşkulu ve tartışmalı tasarımcısı Vivienne Westwood, zamanın çok ötesindeki tasarımlarıyla 90'ların grunge akımının öncüsü olarak kabul ediliyor. Punk, pin-up ve pop kültürünü günlük modaya taşıyan Westwood, geçmişte aldığı onur ödülünü almak için Buckingham Sarayı'na gittiğinde giydiği transparan elbisesiyle İngiliz aristokratlarının dikkatini çekmiş bir "asi" modacı olarak tanınıyor. Westwood, Sex Pistols'ın menajeri McLaren aracılığıyla sanat ve kültürel akımlarla tanışmıştı. Bir dükkânın yarısını kiralayarak açtıkları ilk giysi dükkanı "Let It Rock" olarak adlandırılmıştı. Kısa bir süre içinde gençlik yıllarından itibaren kendi kıyafetlerini diken Vivienne'in, rock'n roll tarzını dönüştürerek yarattığı özgün tasarımlar hızla ilgi görmeye başlamıştı. İngiliz moda endüstrisinin dünya modasında edindiği yer, Westwood'un öncülük ettiği yenilikçiliğin bir yansımasıydı.
Gabrielle Bonheur "Coco" Chanel, Fransız isyanının başka bir yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Bazıları tarafından tanrıça olarak anılan bu tasarımcı, kadınların devriminde önemli bir kilometre taşıdır. Küçük bir şapka dükkânıyla kariyerine başlayan Chanel, zamanla dünyanın en başarılı markalarından biri olan Chanel'i yarattı ve kadın giyimi alanında devrimler gerçekleştirdi. Giyim sektöründe yeni bir dönemin başlangıcını simgeleyen Chanel, gelenekleri yıkarak devrim niteliğinde değişiklikler yaparak modern moda akımının öncüsü haline geldi. Kendine olan güveniyle zamanın moda anlayışına karşı durarak yeni bir çağın kapılarını araladı. 1920'li yıllarda Chanel, maskülen özelliklere sahip rahat ve erkeksi bir kadın imajı oluşturdu. Chanel, o dönemde erkek kıyafetlerinden ilham alarak modern kadın imajını yaratmaya çalışıyordu. Korselerden kurtulmuş, kısa saçlı modern kadın onun tasarım anlayışıyla birebir örtüşüyordu. Tasarladığı rahat ve bol tunikler, sade elbise anlayışıyla birleşerek savaş sonrası dönemde en popüler kıyafetler arasında yer aldı. 1926'da "küçük siyah elbise" olarak bilinen fenomen parça ile bir ilke imza attı. Chanel'in ve Jean Patou'nun tasarladığı "little black dress", hâlâ kadınların en yaratıcı kurtarıcılarından biri olarak moda dünyasında öne çıkıyor. Chanel, yaşamının sonuna dek üretmeye devam etti. Time Dergisi tarafından "Yüzyılın En Önemli 100 İsmi" arasında gösterildi. Efsanevi tasarımcı, 1971'de 88 yaşında hayata veda etse de yarattığı stil sonsuzluğa uzanıyor.
Kariyerine Paris'te, Chloé'de, Stella McCartney'in asistanı olarak başlayan Phoebe Philo, aile yaşamına verdiği önem nedeniyle hamileliği sırasında Chloé'den ayrılarak Londra'ya geri döndü. Doğumdan sonra yolları Celine ile kesişen ünlü tasarımcı, markanın yeniden yükselişe geçmesini sağladı. 21. yüzyılın en özel isimlerinden biri haline geldi. Philo ile çalışan Celine, son 10 yılın moda aşırılıklarını ortadan kaldırdı. Kadınları sade ama bir o kadar da feminen kıyafetlerle buluşturdu. Philo'nun Celine'i, minimalizm trendinin gerçek nedenidir. İkonik kıyafetleri modernize ederek yeniden gündeme getiren Philo, "trend" yaratmaktan uzak dursa da, bu sezon devetüyünü bulduğu yere taşıyan isimdir. Ayrıca, derinin günlük parçalara bu kadar entegre olmasında da onun etkisi büyüktür. Philo, deri ve ipek karışımı elbisenizle ofiste geçirdiğiniz zamanı akşam yemeğine de taşımanızı sağlamak için çalışıyor.
1930'lu yıllarda moda dünyasına cesur ve farklı bir soluk getiren Coco Chanel'in rakibi Elsa Schiaparelli, moda tarihine birçok katkıda bulunarak adını ölümsüzleştirmeyi başardı. 1928 yılında ilk dükkanını Rue de la Paix'de açtı. 30'lu ve 40'lı yıllarda, kumaş kesiminde yenilikler yaparak vücuda oturan elbiselerle gece kıyafetlerine yeni bir form kazandırdı. Vatkayı bir aksesuar haline getiren tasarımcı, avangart tasarım anlayışıyla kadının özgürlüğünü vurguladı. Neon pembenin moda olabileceğini gösterdi. İlk temalı defileleri düzenleyen ve Picasso ile Dali gibi sanatçılarla sürrealizmi modaya entegre etmeyi tartışan Elsa Schiaparelli, modayı sıradanlıktan kurtarmaya kararlıydı. Tüvit kumaşından gece elbisesi, su geçirmez tafta yağmurluk ve kuzu pirzola şeklinde şapka gibi tasarımlar yaptı. Hayvanlar ve doğadaki diğer canlılar, onun ilham kaynaklarıydı. Bu konuda o kadar başarılıydı ki Yves Saint Laurent, John Galliano ve JP Gaultier, ondan esinlendiklerini kabul ettiler.
Yüzyılı aşkın bir süre önce Jeanne Lanvin'in kurduğu Lanvin markası, modaya iz bırakan ikonik isimlerin başında geliyor. Lanvin, kızına yaptığı güzel elbiselerle dikkat çekerek varlıklı insanların çocuklarına elbise yapmaya başladı. 1909'da Paris Faubourg Saint-Honoré'de ilk mağazasını açarak kısa sürede Avrupa sosyetesinin gözde adresi haline geldi. Hacimli ve formlu elbiseleriyle tanınan Jeanne Lanvin, 1913 yılında 18. yüzyıl modasından esinlenerek "Robe de Style"ı yarattı. Virtüöz nakışları, dolambaçlı şeritleri ve açık, duru çiçek renkleriyle 1920'li yıllara damgasını vurdu.
O dâhi, çılgın ve enerjik bir tasarımcı. Hakkında birçok kitap yazıldı; kendisi de 9 kitap kaleme aldı. Genç yaşlarda modaya özel bir ilgisi yoktu; kendi ifadesiyle "edebiyata ve flört etmeye" daha meraklıydı. Birçok ilke imza attı: Kazakların üzerine kelimeler, cümleler ekleyen ilk tasarımcı oldu. 80'lerde dünyanın en şık 10 kadınından biri seçildi. Sadece kadınlar için değil, erkekler ve çocuklar için de tasarımlar yaptı. Saç rengi ve kesimi onun imzası haline geldi. Saçları, onun ne kadar renkli, eğlenceli, sıra dışı ve ateş gibi bir kadın olduğunu yansıtıyordu.
Diane von Furstenberg, moda dünyasının en etkili kadın figürlerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle kadın girişimcilerin yanında yer almasıyla "güçlü kadın" imajının simgesi haline geldi. İki çocuğunun babası Prens Eduard Egon zu Furstenberg, Alman Kraliyet Ailesi'ne mensup. Artık birlikte olmasalar da "prenses" unvanını bir kenara bırakarak soyadını kullanmaya devam ediyor. Furstenberg'in moda dünyasındaki ünü ve saygınlığı, kraliyet geçmişinden kaynaklanmıyor elbette. Öncelikle, Amerikan Moda Tasarımcıları Konseyi'nin üç dönemdir başkanlığını yürütüyor. Kadınların kurtarıcısı olan kruvaze elbisenin de mucididir. 1972 yılında "Kadın gibi hissedin, elbise giyin," sloganıyla piyasaya sürdüğü pamuklu jarse elbiseler, modadaki en önemli kadın özgürlük hareketlerinden biri olarak tanımlanıyor. Bu bağlamda da Coco Chanel ile birlikte anılmaktadır.
Şüphesiz Donatella Versace, moda dünyasının fark yaratan kadınlarından biridir. 18 yıldır İtalyan efsanesi Versace'nin başında. Başına gelen her duruma rağmen her zaman dik ve güçlü bir kadın imajı sergiliyor. İtalyan geleneğine bağlı kalarak yıllardır köklü bir lüks anlayışını modern dokunuşlarla yeniden yorumluyor. Donatella'nın hikayesi 1955 yılında Güney İtalya'da başlıyor. Terzi bir annenin, finansçı bir babanın en küçük kızı olarak dünyaya geldi. Kumaşlarla bir hikaye yaratmanın büyüsü, Versace ailesinin annesinden geliyor. Bu tutkuyu çocuklarına aşılayan anne Versace, sadece oğlu Gianni'yi değil, Donatella'yı da beslemiş. Versace'nin asıl mimarı Donatella'nın abisi, 20. yüzyılın en yetenekli modacılarından Gianni Versace'dir. Gianni Versace'nin vefatından sonra tüm sorumluluğu üzerine alan Donatella, Versace modaevini şimdi bulunduğu seviyeye taşımayı başardı. Donatella, Versace'nin köklerine ve mirasına sahip çıkarak markayı günümüze kadar büyük başarılarla taşıdı.
The Beatles'ın üyelerinden Paul McCartney ve Amerikalı fotoğrafçı Linda McCartney'in kızı olarak dünyaya gelen başarılı tasarımcı, babasının ününden uzak kalarak kendi hayallerinin peşinden gitti. McCartney için her şey 12 yaşında kendi ceketini tasarlayıp dikmesiyle değişti. Kendini geliştirmek amacıyla çıktığı yolda, 1995 yılında Central St. Martins College of Art & Design'dan mezun olduktan sonra Christian Lacroix gibi başarılı bir tasarımcının yanında staj yapma fırsatı buldu. Daha sonra 1997 yılında Chloe için kreatif direktörlük görevine getirildi. 2001 yılında kendi markasını kurarak, 2003 yılında ilk parfümünü, ardından 2008 yılında ilk iç çamaşırı koleksiyonunu tanıttı. Gucci, Adidas ve H&M gibi hazır giyim markalarıyla milyonlarca satan işbirliklerine imza attı. Onu meslektaşlarından ayıran özellik ise çevreci bir tasarımcı olmasıdır. Tasarımlarında hayvanlardan elde edilen malzemeleri kullanmamaktadır.
Kendi döneminin ve geleceğin moda trendlerini belirleyenler, moda ikonlarıdır. İşte Mary Quant, 60'larda yarattığı mini etek ile moda tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Hipster pantolon, plastik çizme ve yağmurluklarla tüm zamanların moda ikonu haline geldi. 1934 doğumlu Mary Quant, Londra'da Goldsmith's sanat okulunda eğitim aldı. Mary, her zaman farklı düşünen bir kadındı. Seri üretilen her şeyden nefret eder, bir kadının makyajı dahil kıyafetinin, saçının tüm görünümünün kendine özel olması gerektiğini savunurdu. Tasarımlarında dansçıların kostümlerinden ve çocukken giydiği kıyafetlerden ilham aldı. Daha sonraları Chelsea modası olarak hatırlanacak basit kombinler tasarlamaya başladı. Mary Quant, genç nesle yeni giysiler sunarak 60'lı yılların moda devrimini gerçekleştirdi.
Vionnet Modaevi, modanın mimarı olarak bilinen, moda tarihinde kâşif olarak anılan ünlü couturier Madeleine Vionnet tarafından 1912'de Paris'te kuruldu. 1876 yılında doğan tasarımcı, 16 yaşında Paris'te Rue de la Paix'de bulunan Vincent adlı bir modaevinde çalışmaya başladı. Kendi modaevini Paris'te kurduktan sonra Birinci Dünya Savaşı'nda modaevini kapatmak zorunda kaldı ancak bu dönemde en cüretkâr modellerini tasarladı. Kadınları yalnızca korselerinden değil, toplumun dayattığı kısıtlamalardan kurtarma idealindeki Vionnet, birçok ilke imza attı.
Miuccia Prada, dünya modasına yön veren Prada'nın arkasındaki tek isimdir. Mütevazı aile şirketinin yönetimini 1978'de devraldıktan sonra Prada'yı devler ligine taşımakla kalmadı, dünyanın en zengin ve etkili kadınları arasında da yerini aldı. Tiyatro eğitimi almasının ardından siyasi bilimler bölümünde doktora yaptı. Miuccia Prada, tasarım konusunda iyi bir donanıma sahip olmasa da modayı algılama biçimi mükemmeldi. 1985 yılında markanın hem ayakkabı koleksiyonunu hem de klasikleşen çantalarını piyasaya sürdü. Kullandığı klasik renkler, zengin kumaşlar ve şık çizgilerle kıyafet sektöründe de adından söz ettirdi. Çalışan kadına hitap eden tasarımlar, kısa sürede kadınların vazgeçilmezleri arasında yer aldı. Time Dergisi'nin 20. yüzyılın en etkili isimleri arasında gösterdiği Miuccia Prada, moda dünyasının tüm ihtişamına rağmen başarılı bir iş kadını, iyi bir anne ve sıkı bir İtalyan olmaktan başka bir kaygısı yok.
Zarif tasarımlarıyla kadınları adeta bir peri masalında yaşatan Vera Wang, birçok kişinin hayranlıkla izlediği tasarımlara imza atıyor. Kendi düğününü milat alarak "gelinlik" tasarımları yapmaya başladı. Ralph Lauren'de tasarım direktörü olarak çalıştığı dönemde evlenmeye karar verdi. Piyasada çalışanları çok sıradan bulduğu için kendi gelinliğini tasarlamaya karar verdi.
Carolina Herrera denilince akla gelen, seçkin, elegan ve kaliteli tasarımlar... Tasarımcının, Bella Swan'ın muhteşem gelinliğini hazırlamasından sonra değişen bu daha genç yaklaşımın nedeni, artık çok daha genç takipçileri olmasına bağlı. Söylentilere göre bu değişimin diğer bir sebebi de genç bir grafiker olan kızının etkisi.