Lesley-Anne Ey, moda ve reklam sektörlerinin çocukları nasıl 'cinsel nesne' haline dönüştürdüğünü somut verilerle gözler önüne serdi. İngiltere’de yasaklanan ve birçok kişinin sessiz kaldığı bu görsel taciz durumu, Jeffrey Epstein dosyasıyla bağlantılı rahatsız edici bir istismar biçimini işaret ediyor.
Adelaide Üniversitesi’nden Lesley-Anne Ey, Batı’nın çürümüş zihniyetini yansıtan bir ses olarak, günümüzün pırıltılı dış görünümünün ardındaki karanlık mekanizmaları açığa çıkardı. Ey, görsel medya, moda ve reklam endüstrisinin sanatsal bir kılıf altında çocukları sistematik bir şekilde "cinselleştirilmiş" nesneler olarak sunduğunu ifade ediyor. Bu durumun sadece bir "estetik" tercih değil, çocukların ruhsal sağlığını ve kimlik gelişimini hedef alan planlı bir saldırı olduğu, Batı’nın kendi yasaklama kararlarıyla da kanıtlanmış durumda.
Batı’nın "sanat" adı altında meşrulaştırmaya çalıştığı ancak toplum vicdanında mahkum olan skandallara örnek vermek mümkündür:
Bu görsel istismar, Jeffrey Epstein skandalıyla bağlantısız bir şekilde ele alınamaz. Epstein’ın oluşturduğu karanlık ağ, fiziksel istismarın "yeraltı" boyutunu temsil ederken; moda ve reklam dünyasındaki görüntüler bu meselenin "yerüstü" ve kültürel boyutunu yansıtmaktadır.
Lesley-Anne Ey’in saha gözlemleri ve bilimsel verileri, bu kuşatmanın fiziksel etkilerini de gözler önüne seriyor:
Batılı uzmanın en sert eleştirilerinden biri de denetim mekanizmalarına yöneliktir: Moda sektörü, medya tarafından yönlendirildiği için yeterince denetlenmiyor. Daha da üzücü olanı, sosyal medya aracılığıyla "maddi kazanç ve etkileşim" uğruna çocuklarını bu kirli pazarın vitrinine çıkaran ebeveynlerin, çocuklarının güvenliğini ve mahremiyetini tehlikeye atmasıdır.
Bu durum, modernizmin insanları "meta"laştırma projesinin en çarpıcı aşamalarından biridir. Batı’nın içerisinde yükselen bu "yasaklama" ve "ifşa" sesleri, sistemin kendi kendini imha ettiğinin ve vahametini kabul ettiğinin bir göstergesidir.
Sanat maskesi altında gizlenen bu "modern barbarlık" karşısında, çocukların masumiyetini ve doğasını korumak, toplumun geleceği için manevi bir zorunluluktur.