İçeriğe geç
11 Ekim 2026 Pazar
Menekşe FAKIKöşe Yazarı

Aynı Evde Aynı Dilde Ama Farklı Dünyaların İnsanları (Aile İçi İletişim)

63 okunma6 dk okuma
Aynı Evde Aynı Dilde Ama Farklı Dünyaların İnsanları (Aile İçi İletişim)
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Akşama doğru aile bireyleri eve gelmeye başlıyor. Çocuk okulda çeşitli sorunlarla karşılaşmış. Bir an önce telefonunun, bilgisayarının ya da tabletinin başına geçebilmek için odasına çekiliyor. Çünkü yüklendiği olumsuz duyguları bastırmak veya hıncını sanal âlemde çıkarmak istiyor.

Anne-baba ise gün boyu iş stresi ve çeşitli sorunlarla eve giriyor. Annenin kafası, bu olumsuz duygu yükünün üzerine "ne yemek yapsam?" moduna geçerek mutfağa yöneliyor. Yemek yaparken yalnızca gün içinde karşılaştığı sıkıntılar değil, geçmişte çözülmemiş sorunların birikintisi de yeniden devreye giriyor. Baba ise ya telefonla ya da televizyon karşısında uzanmış, kendi stres sarmalının içinde…

Herkes sessiz.

Akşam sofrası kurulmuş; çorba sıcak, ekmek taze. Ama ev halkı hâlâ girdiği kendi dünyasından kopamıyor. Baba telefonunda haberlere bakıyor, anne mutfaktan bir şey getirirken aklı başka yerde, ergen çocuk kulaklığını çıkarmamış. İlkokul çağındaki küçük çocuk okulda olanları anlatmaya başlıyor, üç cümle sonra susuyor. Çünkü yine kimsenin kendisini dinlemediğini fark ediyor.

Yukarıda bahsettiğim aile ortamı, yalnızca akşam eve girişten yemek zamanına kadar olan kısmı anlatıyor. Özellikle bu zaman dilimi, günümüz şartlarında ailenin birbiriyle kaliteli zaman geçirebildiği dilimdir.

Alışkanlık haline getirdiğimiz bu kısır döngü, çağımızın en büyük sorunlarını barındırıyor. Aynı evde yaşayıp zorunlu ihtiyaçlar dışında iletişim kurmamak, birlikte olunan o kısacık sürede bile herkesin kendi dünyasında olması gibi olumsuz alışkanlıklar alıp başını gidiyor. Bu durumlar aile bağlarını zayıflatıyor. Dolayısıyla aile fertleri, kendi aile dinamiklerini dış etkenlerden gelen olumsuzluklara karşı nasıl koruyacaklarını bilemiyor. Çünkü birbirlerinin özelliklerini bile bilmez hale geliyorlar.

Aile içi iletişim çoğu zaman iyi niyetle değil, küçük ve tekrarlanan alışkanlıklarla kurulur ya da çöker. Çünkü bu kısacık zaman diliminde ailemize küçük de olsa değer veremedik. Birbirimizi dinlemediğimiz için duygu aktarımı maalesef yok olmaya başladı. Şunu unutmamalıyız: Her şey zamanla ilerler ya da zamanla biter.

Günler geçtikçe, zincirleme şekilde aile içindeki saygı, empati, birbirini dinlemek gibi unsurlar ya zayıflıyor ya da tamamen ortadan kalkıyor.

Birlikte zaman geçiremediğimiz biri hakkında "önemsiyorum" demek, kar üstüne yazı yazmak gibidir. Önemsemek ancak "Dün anlattığın o sınav nasıl geçti?" diye hatırlamakla görünür olur. Saygı, çocuğun fikrine "sen daha küçüksün" demeden önce bir nefes beklemektir. Empatiise çözüm üretmeden önce "Demek seni bu kadar üzdü" diyebilmektir. Önemsemek, saygı, empati ve gerçekten dinlemek yoksa, geri kalan her iletişim teknik sahtedir.

Dinlemek, sıranın bize gelmesini beklemek değildir. "Tamam, dinliyorum" derken ekrana bakıyorsak, söylediğimiz cümleyi bedenimiz yalanlıyordur. Göz teması bu yüzden sözden önce gelir. Ses tonu da öyle: Aynı "Sofrayı toplar mısın?" cümlesi hem bir davet hem de bir tehdit olabilir. Çocuklar kelimeleri unutur, tonu unutmaz. Kaşın çatılışı, kolların kavuşturulması, iç çekmek de birer cümledir ve daha kalıcıdır. Evde en çok konuşan şey çoğu zaman jestlerimizdir.

Konuşmak, karar vermek, "biz" olmak: Tutum ve beceri yerindeyse fikir alışverişi kendiliğinden doğar. Hafta sonu nereye gideceğimize, tatilde neyi tercih edeceğimize herkes bir cümle kurabilir. Karar alırken herkesin söz hakkı olması, kararın herkesçe sahiplenilmesini sağlar. Elbette her kararı oy birliğiyle vermek gerekmez. Ama "neden böyle olduğunu" anlatmak, emir vermekle rehberlik etmek arasındaki farkı yaratır. Böylelikle aile içindeki bağlar kuvvetlenir.

Bu noktada dil belirleyicidir. "Sen hep dağıtıyorsun" cümlesiyle "Evimiz dağılınca hepimiz zorlanıyoruz" cümlesi aynı sorunu anlatır, ama biri karşı tarafı suçlu, diğeri ortak bir derdin içindeki insan yapar. "Biz" demek suçlamaz, davet eder ve bütünleyici bir bakış sağlar. Bu çerçevedeki insan, savunmaya geçmek yerine çözüm odaklı olur. İşte birlik de buradan doğar. Birlik, aynı fikirde olmak değil, farklı fikirlere rağmen aynı masada kalabilmektir. Ayrıca birlik, kavga etmeyen aile demek değildir; kavgadan sonra tekrar yan yana oturabilen aile demektir.

Bunların hepsini bir akşam yemeğinde değiştiremeyiz, gerek de yok. Önerim çok küçük: Bu akşam sofrada on beş dakika telefonsuz kalalım. Sadece bir soru soralım: "Bugün seni en çok ne güldürdü?" gibi. Sonra susup başka hiçbir şeyle ilgilenmeden gerçekten dinleyelim.

Belki o küçük çocuk bu kez cümlesini bitirir ve sohbeti başlatan da o olur. Ve bir evin iletişimi,ilk olarak sofrada tamir edilir.

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.