İçeriğe geç
29 Ekim 2026 Perşembe
Esra TELLİOĞLUKöşe Yazarı

Bu Cumhuriyet Yürüyüşümüz Köklerden Geleceğe Aile ile Birlikte Türk Milletinin Doğuşuna

Giriş: 9 okunma5 dk okuma
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Toplumları ayakta tutan yegâne harç; taş binalar, yasal mevzuatlar ya da kurumlar değildir. Bir toplumu gerçekten inşa eden şey; o milletin kolektif hafızasında taşıdığı ortak bilinç ve bireylerine kazandırdığı içsel özdeğer duygusudur.

​Bundan bir asır önce, küllerinden doğan bir milletin hikâyesi yazılırken Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti sadece siyasal bir rejim olarak ilan etmedi. O, toplumun çekirdeği olan "aile" yapısından başlayarak zihniyet dünyamızda köklü bir dönüşümün kapısını araladı. Çünkü biliyordu ki bir kadının sesi kısılırsa ailenin dengesi bozulur; ailenin temeli sarsılırsa bir ulusun geleceği inşa edilemez.

​Bu dönüşümün kâğıt üzerinde kalmadığını, bizzat insanımızın kalbine ve evlerimize nasıl dokunduğunu en güzel anlatan gerçek bir Cumhuriyet kesiti vardır: Türkiye’nin ilk kadın kadın doğum uzmanı ve Cumhuriyet hekimlerinden Dr. Pakize İzzet Tarzi’nin gençlik yıllarına uzanan o tanıklık.

​Genç Türkiye Cumhuriyeti henüz emekleme aşamasındayken, genç kızların yükseköğrenime devam etmesi, hele ki tıp fakültesinde cerrahi ve jinekoloji gibi branşlarda varlık göstermesi dönemin geleneksel kalıpları için büyük bir eşikti. O günlerde Anadolu’da anne ve bebek ölümleri çok yüksekti; doğumlar ehil olmayan ellerde yapılıyor, cehalet ve sağlıksız koşullar aile ocaklarını söndürüyordu. Pakize Hanım tıp eğitimine başladığında, toplumun bir kesimi "Bir kız çocuğu bu zorlu yola nasıl dayanır, aile kurumu nasıl ayakta kalır?" kaygısıyla bakıyordu.

​Fakat Cumhuriyet vizyonunun en büyük mucizesi şuydu: Kız çocuklarının önüne ket vurmak yerine, onların arkasında duran bir devlet aklı ve bu akla inanan anne babalar yetişiyordu. Pakize Tarzi tıp fakültesini bitirip sahaya indiğinde, en çok da Anadolu’nun çaresiz annelerine, şefkate ve bilgiye muhtaç bebeklerine umut oldu. Yıllar sonra kendi adını taşıyan ilk özel kadın doğum kliniğini kurduğunda dünyaya getirdiği binlerce bebek, aslında Cumhuriyet’in sağlıklı nesiller idealiydi. Bir ailenin içine doğan o sağlıklı çocuklar, sadece bireysel bir mutluluk değil; hür fikirli, kendi değerinin farkında olan bir toplumun ilk adımlarıydı. Atatürk’ün şu sözü tam da bu hayatların özetiydi: "Dünyada hiçbir milletin kadını, 'Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim' diyemez."

​Sosyolojik bir perspektifle baktığımızda, sağlıklı bir toplumun temeli "kendi benliğini bulabilmiş, bireyleşebilmiş" insanlardan geçer. Birey olabilmek ise köklerini yadsımadan, kendi ayakları üzerinde hür bir iradeyle durabilmekle mümkündür. Cumhuriyet, Türk kadınına yalnızca kanuni haklar teslim etmedi; ona evinin, eşinin, çocuğunun ve en nihayetinde ülkesinin kaderinde söz sahibi olma meşalesini verdi. Kadının güçlendiği, saygı gördüğü yerde aile dengelenir; ailenin dengelendiği yerde ise kuşaklar arası aktarılan yaralar şifa bulur.

​Geriye dönüp baktığımızda, Cumhuriyet’in bize sunduğu bu geniş vizyonun değerini her gün daha derin bir idrakle anlıyoruz. Kendi içsel yolculuklarımızda, danışanlarımızla kurduğumuz bağlarda, aile ilişkilerimizde ve evlatlarımıza aktardığımız rehberlikte attığımız her bilinçli adım, aslında o büyük yürüyüşün organik bir devamıdır. Atatürk’ün izinde yürümek; geçmişi nostaljik bir vitrin gibi seyretmek değil; aklı, bilimi, vicdanı ve koşulsuz adaleti bugünün dinamikleriyle harmanlayıp yaşatabilmektir.

​Çocuklarımıza korkusuzca hayal kurmayı, gençlerimize kendi özgün seslerini bulmayı, kadınlarımıza ve annelerimize ise içlerindeki potansiyeli sınırsızca hayata geçirecek güveni borçluyuz. Çünkü biliyoruz ki bir toplumun yürüyüşü, hiçbir ferdini geride bırakmadan, el ele ve aynı istikamete bakarak yürüyebildiği ölçüde güçlüdür.

​Bu bilinç, minnet ve kararlılıkla; başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları olmak üzere, ocaklarımızı tüttüren, bu toprakları vatan kılan tüm fedakâr kadınlarımızı ve kahramanlarımızı saygıyla anıyorum.

​Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun. Yürüyüşümüz, nesiller boyu aydınlığa ve birbirimize olan sarsılmaz inancımızla sürsün.

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Esra TELLİOĞLU — diğer yazılar

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.