İçeriğe geç
18 Ekim 2026 Pazar
Funda ÖZYURTKöşe Yazarı

İki İnce Teker, Bir Tutam Adalet: Asfaltın Sahipleri ve Solan Hayatlar

0 okunma4 dk okuma
İki İnce Teker, Bir Tutam Adalet: Asfaltın Sahipleri ve Solan Hayatlar
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Avrupa’nın kalbinde, örneğin Berlin’de bisiklet, modern şehrin vazgeçilmez bir arteridir. İnsanlar işine, okuluna iki tekerlek üzerinde, rüzgârı hissederek ve en önemlisi "güvende" gider. Orada tüm kent politikasının odağında "Hedef Sıfır" (Vision Zero) projesi vardır; yani trafikte sıfır can kaybı.Berlin gibi devasa bir metropolde bisiklet kazalarında yılda sadece 5 insan hayatını kaybeder ve bu rakam bile şehirde kriz ilan ettirip yeni önlemlerin alınması için yeterlidir.

Peki, ya bizim coğrafyamızda?Ya Türkiye’de bisikletli olmak?

Avrupa "Hedef Sıfır" için insanüstü bir çaba harcarken, maalesef Türkiye’de bisikletçiler için tablo adeta bir savaş alanını andırıyor: Bizde sadece bir haftada ortadan kaybolan, hayattan koparılan insan sayısı “3” kişi, 3 can...

Asfaltta "Görünmez" Kılınanlar

Bisiklet, dünyada fosil yakıta bağımlılığı bitiren, karbon salınımını azaltan, sağlıklı ve en saf bireysel mobilite çözümüdür. Ancak Türkiye’de bu "çözüm", demir kafesli araç sürücülerinin tekelindeki yollarda bir ölüm kalım mücadelesine dönüşüyor.

Otomobil sürücülerinin yoldaki tahammülsüzlüğü, bisikletliler için her sürüşü adeta bir varoluş sınavı kılıyor. Şerit ihlalleri, sıkıştırmalar, "Yolda ne işin var?" dercesine üzerine sürülen tonlarca ağırlıktaki araçlar, yetmezmiş gibi bir de bisikletliyi yoldan taciz ederek bizzat kazaya zorlayan o tehlikeli manevralar... Trafikte iki tekerleğe saygı duymayan zihniyet, bisikletli bireyi eşit bir insan ve yol kullanıcısı olarak değil, asfaltta "fazlalık" ya da "engel" olarak görüyor.

"Kaza" Değil, Adeta Cinayet ve Ödül Gibi Cezalar

Tüm bu zorlukların ve kuralsızlıkların sonunda ne mi oluyor? Canlar, neşeler, hayaller asfaltın üzerinde solup gidiyor. Ancak asıl acı, adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında başlıyor.

Bunun en taze ve sızım sızım sızlatan örneği İlyas Ulutaş davasıdır. Alkollü bir sürücü, direksiyon başına geçip (ki bu kaza alkollü olarak yaptığı ilk kaza değildir) 30 yaşındaki gencecik bisiklet tutkunu İlyas Ulutaş’ı hayattan kopardı. Alkollü olarak trafiğe çıkıp bir insanın ölümüne sebebiyet vermek, bilinçli bir cinayet tehdidiyken; mahkemenin biçtiği ceza ne oldu biliyor musunuz? Sadece 5 yıl 4 ay.

Bu, adalet değil; suçluya sunulan, vicdanları kanatan bir ödül gibidir. Alkol alıp direksiyona oturan, bir insanın yaşam hakkını gasp eden bir zihniyete verilen bu sembolik cezalar, ne yazık ki trafikteki diğer potansiyel katillere "öldürebilirsin, bedeli ucuzdur" mesajı veriyor. Cezasızlık kültürü, her yeni bisikletli ölümünün önünü açan en büyük yakıt haline geliyor.

Ne Zaman İnsan Olacağız?

Berlin sokaklarında yılda 5 can kaybını sıfırlamak için gece gündüz strateji üreten akıl ile Türkiye’de haftada 3 insanı kurban verip bunu "fıtrat" ya da "talihsizlik" sayan adalet sistemi arasındaki mesafe, bizim medeniyet mesafemizdir.

Bisiklet, lüks bir spor ya da nostaljik bir oyuncak değil;temel bir ulaşım hakkıdır. Bu hakkı korumak, yolları herkes için güvenli kılmak ve en önemlisi insan hayatını 5 yıla sığdıramayacak caydırıcı yasaları hayata geçirmek zorundayız. Unutmayalım ki; bir ülkenin gelişmişliği otoyollarının genişliğiyle değil, en zayıf ve savunmasız bireyini trafikte ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Funda ÖZYURT — diğer yazılar

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.