Funda ÖZYURTKöşe YazarıTabi ki de (!) Bu Dil Hatası Nereden Çıktı?

Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
Sosyal medyada gezinirken, bir dizinin en can alıcı sahnesini izlerken ya da göz önündeki bir “influencer”ın hikâyesine kulak kabartırken artık kaçınılmaz olarak aynı tınıyla karşılaşıyoruz: “Tabi ki de...”
Sanki tek başına “tabii” kelimesi yetersizmiş, “tabii ki” vurgusu meramını anlatmaktan aciz kalmış gibi, bu üç kelime bir araya getirilip adeta dilde yeni bir canavar yaratıldı. Senaristlerin senaryolarına serpiştirdiği, popüler kültür figürlerinin dillerinden düşürmediği bu kullanım, tıpkı kontrolsüzce büyüyen bir mantar gibi kısa sürede günlük hayatımızın dört bir yanını sardı.
Oysa Türk Dil Kurumu İmla Kılavuzu’na göre bu iki bağlacın yan yana gelmesi, dili ve mantığı zorlayan büyük bir hata. “Tabii” zaten başlı başına bir onay, bir kesinlik bildiriyor. Ardından gelen “-ki” ilgi eki ve yetmezmiş gibi bir de üstüne eklenen “-de” bağlacı ile cümle, kelime kalabalığının kurbanı oluyor. Ama kimin umrunda? Dildeki moda rüzgârları estikçe, doğrular değil, popüler olanlar kazanıyor.
Gençler ise her dönemde olduğu gibi bugün de çevrelerindeki otoritelerin, özendikleri ünlülerin, ekranlarda izledikleri karakterlerin dilini sorgusuz sualsiz benimsiyor. “Herkes söylüyorsa doğrudur” yanılsamasıyla bu kulak tırmalayan ifade, nesilden nesile hızla yayılıyor. Bir zamanlar “Eyvallah” ya da “Aynen” nasıl dilimizin sakızı olduysa, bugün de “tabii ki de” zihnimizin en ücra köşelerine kadar sessizce yerleşti.
İşin en acı kısmı da bu zaten. İletişim araçlarının bu kadar geliştiği, dilin en ince detaylarına ulaşmanın bir tık uzağımızda olduğu bir çağda, Türkçenin bu denli hoyratça hırpalanması. Her duyduğumda içimi cız ettiren, kulağımı tırmalayan bu yapay ve hatalı kullanım, aslında dili ne kadar hoyrat kullandığımızın da sessiz bir kanıtı.
Dil, bir ulusun hafızasıdır, kimliğidir. Onu bu tarz geçici popüler kültür heveslerine ve mantar gibi türeyen hatalara kurban etmek, kendi evimizi ellerimizle yıkmaktan farksız. Belki de artık “tabii ki de” demeyi bırakıp, durup bir düşünmenin vakti gelmiştir: Gerçekten neyi, neden konuşuyoruz?
Daha da acısı, haber bültenlerinde halkı bilgilendirmekle ve Türkçeyi en doğru, en duru şekilde kullanmakla yükümlü olan haber spikerlerinin bile bu salgına kapılmış olması. Ekranlardan yayılan bu kulak tırmalayan kirlilik, masum bir dil alışkanlığının çok ötesine geçiyor. Keşke popüler kültürün bu yozlaştırıcı rüzgârlarına kapılmak yerine, köklerimizdeki o güzelim “Öz Türkçe” kelimeleri yeniden keşfetmeyi ve onları günümüzün en popüler moda akımı hâline getirmeyi bir kez olsun başarabilsek; işte o zaman dilimiz gerçekten nefes alacaktır.
Bu kadar rahatsız olduğum bu kullanımı yazmasam olmazdı. Unutmayalım ki bir yazarın, bir şairin, bir edebiyatçının kalemi ve dili, onun ruhunun çığlığıdır; yazdığı her kelime, seçtiği her cümle, sokağın ortasında yapayalnız ve masum bir şeffaflıkla onun iç dünyasını gözler önüne serer. Dildeki bu kirliliğe sessiz kalmak, o çıplaklığı hoyratça örten ucuz maskelere razı gelmektir. Belki de artık o maskeleri indirip, dilimizin o saf ve öz hüviyetine sahip çıkmanın, kelimelerimizi kendi çıplak ve hakiki güzelliğiyle yeniden kuşanmanın tam vakti.